06 05 2011

Taşın Altı

Taşın Altı

“Of bu dünya ne kadar kötü bir yer ya… Her işim aksıyor. Bir türlü istediğim gibi olmuyor. Tüm aksilikler olumsuzluklarda beni bulur… Ne zaman şans gülecek bana? Ne zaman istediğim gibi bir hayatım olacak? Dünyada ne kadar işe yaramaz adam varsa beni mi buluyor? Of Allah’ım of ya…”

Bu sözlerden birini yâda bir kaçını söyledik, söylüyoruz. Galiba akalımızı başımıza almazsak da söylemeye devam edeceğiz. Her fırsatta sızlanmaya yarı yolda kalmaya mecburuz. Genetiğimiz böyle değil mi? Atasözlerimizde bile bu başaramama, aşağılık kompleksi var. Bir işe başlarız ama bir türlü sonunu getiremeyiz değil mi? Hep bir aksilik gelir bizi bulur. Sanki aksilikler demir bizde dev bir mıknatıs. Ne kadar kaçarsak kaçalım o gene de bize yapışır ve işimizi engeller. Ne zaman niyet etsek güzel bir işe başlamaya mutlaka bir sorun gelir bizi bulur. Ya canımız istemez ruhumuzu sıkan bir şey olur yâda bizim dışlımızda gelişen bir olay yolumuzu keserek bizleri engeller. O kadar vahimdir ki durumumuz elimizden bir şey gelmez ve kadere suç buluruz.  Haklıyız kadere suç bulmakta, yolumuza çıkanları geçmek yerine takılmakta. Ne gerek var ki onları aşmaya çalışmaya, nasıl olsa bir sorun gene çıkacak karşımıza ve gene engelleyecek bizleri…

Keşke bir sihirli değnek olsa da tüm işlerimizi yerine koysa. Keşke, lotodan para çıksa. Keşke biri benim yerime ödevlerimi yapsa, sorumlu olduğum işlerin üstesinden gelse, hatta yerime dinimi yaşasa; sonra da dese ki “kardeşim mükâfatlarını alabilirsin, cennete gir, bak yüksek bir maaş sana…” ne güzel olur be. Keşke gökten yağsa ben uğraşmasam da bana gelse ben yesem. Hiç emek harcamadan en güzel arabaya binsem, en güzel kadınla evlensem (en yakışıklı erkek), en fazla parayı ben kazansam, en güzel mevkide olsam ne güzel olur be… Allah’ım be çok mu şey istiyorum. Hızır’ın var hem göndersen de şu işimi halletsem be ne olur Allah’ım be bak benim içim temiz. Hem elin gevurlarına veriyorsun da bana niye vermiyorsun ki... Ben onlar gibi değilim onlar sana isyan ediyor bense bak senden istiyorum… Ne olur Allah’ım be ne olur…

Sizce de bu işte biraz tuhaflık yok mu? Akla yatmayan birkaç şekil. Neden böyle diyorsanız buyurun okumaya devam edin yâda kaldığınız yerden sızlanma yolunda yürümeye, siz bilirsiniz. Sorun odaklı yâda çözüm odaklı yaşama hakkınız var. Bu hakkı dilediğiniz gibi kullanma özgürlüğünüzde. Sorunlarınıza çözümde bulabilirsiniz, sızlanarak kaçış da bu tercih size ait… Ama neden olmuyor sorusunun muhatabı ne kader ne din ne o ne bu sizsiniz bunu unutmayın.  Kimseye sızlanma hakkınız da yok bunu iyi bilin.

Tarihe mal olmuş insanların yaşantısına bir bakalım belki aradığımız yanıt gözümüzün önündedir de biz görmüyoruz. En büyükten başlayalım Hz. Muhammet (s.a.v.) hayatına Mekke de başlar. Babası doğmadan annesi ise altı yaşında iken ölür. Abdülhamit’in yetimi derler ona. Hz. İsa peltek konuşur. Hz Nuh 960 senede kendi karısına bile inandıramamış kendini. Hz Yusuf kardeşleri kuyuya attı, köle olarak satıldı. Hz. Âdem’e gelince cennetten yeryüzüne indirilmiş. Din büyüklerinden bu kadar yeter sanırım. Atatürk de bir yetimdir. Mimar Sinan ise bir köylü. Örnekler o kadar fazla ki. Onların farkı neydi? Onlar bu sorunlardan kaçtı mı, çözüm mü üretti? Tamam, onlar büyük adamdı da biz değiliz. Galiba kilit bu. Peki, neden onlarla aynı şartta olan hatta daha şanslı olanlar onların yaptıklarını yapamadı? Atatürk’le aynı sınıfta olanlar neden onun gibi bir kumandan olamadı?  Yâda Hz. Yusuf’la köle olarak satılanlardan hiç mısır veziri çıkmadı? Hadi Yusuf peygamberdi neden Allah onu rahat yaşatmadı da eziyet etti. Neden tarihe mal olan bu insanlar büyük eziyetlerin muhatabı oldu. Rahatta yaşayanlar ise hiç anılmadı? Neden? Onların farkı neydi?

Onların farkı şu idi, onlar öğrendi uyguladı ve yılmadı. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bildiler. Öğrendiklerini tatbik etmekte karşılarına çıkan hiçbir engele, aldanmadılar. Onlar emek harcadı ( hani şu bizim kaçtığımız şey var ya ) azimle çabaladı. Teoriyi pratiğe geçirdi. Olması gereken sonuçta oldu. Tarlayı ektiler sonra mahsul beklediler. Bizim gibi Hızır beklemediler. Bir işe başladıkları zaman yorulunca dinlendiler sızlanmadan azimle çabalarına devam ettiler. Mutlak sonuçta onların oldu. Ya çözüm olursun engelleri kaldırır yoluna devam edersin. Yâda bir şeylere küfür edersin. Onlar çözüm oldular bulundukları zamana. Atatürk zamanını hatırlayın. Her kafadan bir ses çıkıyor kimi manda himaye istiyor kimi bilmem ne herkesin gözü yılmış korkuyor bir yerlere suç buluyor. O ne yaptı? Sızlanmadı elinden geleni yaptı çözümü aradı inandı ve fiille destekledi. Hızır’ı beklemedi mesela. Yâda bir sihirli değnek umut etmedi. Dua etti ama nasıl etti? (arif olan anlar)

Son söz olarak bir hikâye anlatmak istiyorum. Padişahın biri sarayın yoluna büyük bir taş koydurmuş altına da bir kese altın. Bakalım demiş kim kaldıracak bu taşı yoldan. Yoldan geçenler padişaha sövüyor. Onu küçümsüyormuş. Nasıl padişah ki yolda ki bir taşı bile kaldırtmıyor. Oradan geçmekte olan bir yaşlı taşı zorlanarak yoldan kaldırmış. Altında ki keseyi ve notu almış. Notta; “Bu taşı kaldıran kişinindir” yazıyormuş. Şimdi önümüze çıkan taşlara dikkatli bakalım altından ne çıkacağı belli olmaz. Hem küfür ederek yorulduğumuz kadar o taşı kaldırırken yorulmayız. Hem bir bakarsınız aradığımız sihirli değnek yâda Hızır o taşın altındadır değil mi? Kim bilir

Ya çözüm ol, ya çözümün parçası üçüncüsü ise bizden uzak ol…

Not: Çok sevdiğim hocam Z….. B….. ithaftır. Emeğinize ve ilginize teşekkür ederim.

 

06.05.2011 Cuma saat 11.02                                                       ismailtorunu

 

 

0
0
0
Yorum Yaz