13 04 2011

Omuzdaki Saksı

Omuzdaki Saksı

İnsan…

Anlaşılması zor bir bilmece. Her özelliği içinde barındıran, iyi ve kötünün bir arada olduğu bir en yüksek ve bir o kadar da aciz olan varlık. Bu varlığı izaha binlerce kitapta uğraşılmış, binlerce edip algılamaya çalışmış. Her önüne gelen ona dair bir şeyler karalamış. Kimi neden kötü olduğunu izah etmiş. Kimi ruhunu araştırmış. Kimi bedenini … Her yazan kalemde ona dair birkaç özellik varken tamamını anlatan bir yazı yazılamamış. O kadar farklı özellikleri varki birbirine zıt, hepsini anlatacak bir bakış bulunamamış…

Bize göre insan…

İnsan bir kaba benzer içinde her özeliğin olduğu altın bir kaba. Bu sebepledir ki o kıymetlidir. Ama içinde bulanan varlıkların hepsi kıymetli değildir. İçinde kötülük, hırsızlık, iyilikseverlik, yardım vs. vs. her özellik vardır. İnsan ise ortaya çıkadığı özelliğidir. Onu var eden bu hayatta anlamlı kılanda içinden dışarı çıkardığı vasfıdır. O yüzdendir ki hiçbir insan özünde kötü değildir. Sadece yaşantısında ortaya çıkardığı özelliğidir. Bu özelliği nasıl ortaya çıkardığına bakacak olusak ne kalem yeter anlatmaya ne de mürekkep. Biz onun bir eylemi nasıl gerçekleştirdiğini anlatmaya çalışacağız. Başka bir deyişle düşüncenin nasıl fiile dönüştüğünü ifade edeceğiz.

Beynimizde bir düşünce peyda olmadan önce, ona ihtiyaç duymamız gerekmektedir. İtiyaç duymadan beynimiz harekete geçmez. Yani bir hedef bulmalıyız. Yapacak iş. Yapacak kutsal bir gaye kimine göre ülkü kimine göre ideal. (Bu tabirleri çoğaltabiliriz.) Bu ideali bulduktan sonrası ise sadece harekete geçmektir. Eskilerin dediği gibi başlamak bitirmektir veya işin yarısıdır. Sonraki kısım bu düşüncemize nasıl ulaşacağımızı anlamaya bakar. Onu anlamak” bunu nasıl yaparım , hangi şekilde idealime ulaşırım” demekten geçer. Bu soruyu sorduk mu bir sonraki basamak gelir.

 Kendimizi tanımak acaba gerçekten yapabilirmiyim? Yada ben gerçekte hayal ettiğim kişimiyim? Bu sorulara verdiğimiz cevap ise o hedefe ne kadar ulaşacağımızı bize gösterir. Eğer hedefimize ulaşabilirsek yani bir fikir bulup, onu anlayıp, stratejimizi oluşturup, fiile işlersek; cennettekiler gibi bir mutluluğa ereriz. Yok kendimizi tanımadan yola çıkarsak o zaman hedefe ulaşamaz ve cehennemi bu dünyada yaşamaya başlarız. Şimdi bir örnekle konuyu daha iyi anlayalım.

Bir kişi bulunduğu yerden rahatsızdır. Bu düşüncesi ona yeni bir arayışa girmesini söyler. Birinci basamak gercekleşmiş vucudunun üzerinde duran saksı harekete giçmiştir. İkinci aşama olan nasıl kurtulurum sorusuna çeşitli teoriler üretmeye başlar. Bunun için kendince beyin fıtınalarına girer. Bu nokta günümüz insanın en çok takıldığı noktadır. Bir çoğu bu noktadan ileri gidemez. Bir şeylerin rahatsızlığından dem vurur ama anlattığı ateşde değildir harekete geçme isteği. Motorun ateşlenmesine yetmez idealim dediği. Bu yüzdendir ki bir çoğu kahve köşesinden kurtarır memleketi. Yok  eğer ateşleyecek kadar enerji dolu ise isteği o zaman bir sonraki aşama olan nasıl yaparım sorusu başlar. Burada takılınan nokta ise “yapabilirmiyim?” soruna verdiği olumsuz cevaptır. Genelde aşağılık kompleksinden başka bir şey olmayan bu kuruntu yapabileceklerine çok bariz bir engeldir. Eğer burayıda geçmeye yeterse davası iççin enejisi, işin son noktası olan kısım gelir ki bu da fiildir. Yapabilirmiyim sorusuna evet diyorasa kişi planlarını belirler, gideceği noktayı bulur ve fiile geçer. İşte en zorlanılan kısım bu harekete geçme kısmıdır. Orası zurnanan zort deliğidir. Çünkü yapısı gereği tembel olan insan orada  adım atmamak için her yola başvurur. Eğer kendine vefalı ise az bir miktarda haysiyetten eser varsa bu noktada asla vaz geçmez. Ve oradan kurtulur.

Bu çok bilindik bir örnek gibi gözükmese de aslında hayatımızın her yerinde olan bir formüldür. Şöyle ki rahatsız olunan yer her şey olabilir (bulunduğu ekonomik ve sosyal durum, aile, çevre, iş, eğitim durumu, gelir…..). düşünceler ise kişiye göre şekil bulur. Ve bunları artırabiliriz.

Sonuç olarak bizler eğer bir durumun varlığından rahatsızsak, onu değiştirmek için ne yaptık yada ne kadar çaba harcıyoruz? Çaba harcamak için ne düşündük? Nerelerde takıldık? Yapamamamızın arkasındaki neden nedir? Bu soruları sormalı ve fiile geçmeliyiz. Hareket ettiğimiz hangi noktada amacımıza ulaşamadığımızı ve bunun nedenlerini anlamalıyız. Eğer mutsuzsak bununda sorumlusun bizden başkası olmadığını idrak etmeliyiz. Yapmadığımız bir eylemin karşılığı olduğunu anlayıp ona göre davranmalıyız. Eğer biri bizi kandırmışsa ona kendimizi inandırmamızdır. Bir işi başaramadıksa o iş için yeterli şeyi yapmamamızdır. Eğer hasat alamıyorsak o tarlaya bakmamızdandır. Velhasılı kelam bir şey olmuyorsa bizim yapmamamızdandır…

Şimdi neden olmadı deyip ağlacak mıyız? Yoksa omuzumuz üstündekinin saksı olmadığını anlayacak mıyız?... 

                                                                                                     ismailtorunu

0
0
0
Yorum Yaz