14 09 2011

Kaptan Baba “İnsan Anlatır Mısın?” (2)

 

Kaptan Baba “İnsan Anlatır Mısın?”

Küçük bir kasabada hayatın her halini yaşamış, kendi halinde yaşıyordu Kaptan Baba. Evi birçoklarına göre ev bile denemeyecek bir odadan ibaret küçük kayıkçı barınağı idi. Hayatın her haline bakışı kendince idi. Onun bu halini kimseler anlamıyor onu deli olarak algılıyorlardı. Toplumun her zaman vurduğu yafta da bu değil miydi zaten. Anlayamadıklarını öteleyen bir bakış acısı ile “deli işte boş ver”. Biz onunla tanışmadan evvel mahallede rutin bir hayatı olan aylaklardık. Kendimizce bir döngümüz ve eğlencemiz vardı. Kitapların semtine uğramaz ondaki gizemli pencerelerden bakmaya yanaşmazdık. Kaptan Baba’yı görünce ailelerimizden kaynaklı korkar kendi iç dünyamızda onu öcü olarak algılardık.

Günlerden birinde arkadaşım Mesut boğulma tehlikesi geçirdi. O gün en koktuğum gündü. Nereden bilirdim ki aslında o gün aklımdaki binlerce sorunun kilidi açacak olan insanı tanıyacağımı…

 Sahilde yüzerken Mesut biraz açılmış biz farkında değiliz kıyıda oyalanıyoruz, birden “çocuk boğuluyor” seslerini duyduk meğer bizim Mesutmuş o çocuk. Ne yapacağız yandık derken biri hızla kurtardı. Bizim namı deli olan Kaptandan başkası değildi bu. O gün bizlerle sohbet etti ve ailelerimizin anlattığı gibi bir adam olmadığını anladık. Bizlere yüzmeyi ve onun inceliklerini anlattı. Biz beş arkadaş onun etrafında pervane oluyorduk. Onunla arkadaştan öte olmuştuk. Ben o zamanlar lise yıllarındaydım, bu günlerimin temelini atan mimardır kendisi. Neyse aklımıza takılan öğrenmek istediğimiz ne varsa ona sorardık. O da üşenmeden anlatırdı. Anlayamayacağımız konularda ise yardımcı kitapları okutarak anlamamızı sağlar ve kitap sevgisi aşılardı. Böylece zaman geldi ve geçti…

Şimdi her birimiz bir yere dağıldık ama Kaptan Baba’nın bizlere verdiği öğütlerle büyüdük. Ondan aldığım öğütleri diri tutmak adına onu anlatacağım her hali ile…

Kaptan Baba Almaya da doğmuştu. Üniversiteye gidene kadar memlekete hiç gelmemiş, orada büyümüştü. Sosyoloji ikinci sınıfta yaşadığı bir olaydan kaynaklı sınır dışı edilmişti. Ailesi ve kardeşleri orada yaşıyordu. Babasından kalan mülk ile hayatını idame ettiren bu kişi sahilde barakada yaşıyor her gün balığa çıkıyor balıktan kazandığı ile geçiniyor, ailesinden gelenle de insanlara yardım ediyordu. Günün her anında onun yüzünde gülümseme görebilirdiniz. Zaten insanların kavrayamadığı da bu idi. Kırklı yaşlarındaydı biz tanıştığımızda. Evi kitaplarla doluydu. Evinde bir yatak, bir masa, masanın üzerinde defterler ve lüks vardı. Çok fazla parası olması rağmen fukara hayatı yaşardı.

“Para her kötülüğü çağıran sestir” derdi. Ve fazla para hakikaten canını sıkardı. Mahalleliye göre aptalın tekiydi. Onların tek derdi geçim ve maddeden ibaretti. Kaptan Babayı anlamaları olanaksızdı. Kaptan onlara bakan körler yürüyen topallar derdi…

Orta boylu; zayıf, renkli gözlüydü. Çenesi ile burnu arasında iki parmak mesafe vardı. Kırmızı yüzlü ve dinçti…

Ne sararsak cevaplayan, kendinden emin asabi dik duruşlu vakur biriydi. Konuşması akıcı, diksiyonu ise değişkendi. Adamına göre muamele ettiği için karsındakinin diksiyonuna göre konuşurdu.

İlk ona insanı sormuştum. Oda “Her insan kendi içinde gizli bir kitaptır. Yüz yıl yan yana yaşasan onu anlamasın” demişti. Ben üstelemiş ama bir yolu vardır demiştim. O da uzun uzun anlatmıştı…

“İnsanı kavrayamayız. Onu var eden binlerce unsur vardır. Aile çevre tabiat… Binlerce değişkenden kurulu bu varlık; bilgisi, ahlakı, değerleri, kültürü düşünülerek tanımlanabilir. Ancak bu tanımlar her kültür için farklı her eğitim düzeyi için şekil alan bir permütasyondur. Bir bardak düşelim içinde her şey olsun. İyilik güzellik-kötülük çirkinlik adına her şey bu bardakta olsun. İnsan bu bardaktır. O hangisini çıkarırsa o aslında çıkardığı şeydir. Kimi insan sahtekârdır bardağından yaşadıkları ile alakalı olarak onu çıkarmıştır kimisi de bencildir oda bardağından onu çıkarmıştır. Mesele o bardaktan hayatımıza dair neyi çıkarmış olduğumuzdur. Söylediklerimizle yaptığımızın gittiği yoldur.

İnsan duygu ve düşünceleri ile var olur. O duyguları da eve benzetebiliriz. Bir ev düşünelim yüz elli metre kare onun içinde ki odalar ve eşyaları. Anlık değişen olaylar eşyaların dizilişini belirler. Kültürler evin şeklini. İçinde ki odaları değiştirmek için de büyük yıkımlar gereklidir. İnsan tabiatındaki olaylar onun evinin oda sayısını ve içinde ki eşyanın yerleşimi sürekli değiştirir. Fıtrat olarak zayıf bir insanın evi ise küçük metre karelidir. Büyük insansa sarayları temsil eder. Büyük bir güzellik için de çaba gerekir. Kimse kolay bir yoldan büyük olmaz. Tarihe mal olanlara baktığımızda hepsinin müthiş acılardan geçerek yoğrulduğunu görürüz. Nasıl ki evin içinde çeşitli değişikliklerde zorlanırız insanda böyledir. Bazı alışkanlıkları değiştirmede zorlanır. Yine kolayca değiştirebileceği alışkanlıkları olduğu gibi evin içinde de bazı eşyaları değiştirir. Mühim olan nokta duvarların esnek olmasıdır. Değişmeyen tek şey ise metre karesidir.

Bütün dinlerde insanın edep, saygı onur gibi kavramlarla yükseleceği anlatılmıştır. Ama insana bu erdem zor geldiği için büyük çoğunluğu kaçmıştır. Eğitilmiş insan ise bu erdemlerle yükselmiştir. Tercihlerinden ibaret olan insanı tanımlamak için binlerce yol denenmiştir. Bu denenen yollarsa yeterli olmadığı için tekrar tekrar anlatılmıştır. Ama insanı tanımanın en kolay yolu söyledikleri ile eyleminin aynı doğrultuda olup olmadığına bakmaktır. Bu şekilde yaklaşırsak onu anlayabiliriz. Eğer söyledikleri ile yaşıyorsa onu anlar ona göre davranabiliriz. Yok, söylediği ile yaptığını yolu farklı ise o insan her şeyi yapabilir ve çözüm yoktur”…

O zaman anlattıklarını pek anlamamıştım. Dahasını istedim fakat anlayamayacağımı söyledi. Şimdi anlıyorum ki haklıydı. O gün dünya küçük kasabamızdan ibaretti. Gördüklerim ailem, arkadaşlarım ve öğretmenlerimle sınırlı dar bir çevre idi… İnsan kılığına bürünmüş onca varlıktan habersizdim. Kendimce insanın her şekli ile anlaşılacağını sanıyordum. Adanmışlığı idrak edemiyor, haysiyetsizliği insan olmaya yakıştıramıyordum. Onursuzluğu onur edinenle mahallemize gelmişti. Geldiyse de ben farkında değildim.

Sonra sonra anladım ki konu insansa çözüm yoktur. Konu insansa her şey olabilir…

not: z. b... hocama saygılar...

                                                                                                                          ismailtorunu 

0
0
0
Yorum Yaz