25 01 2012

Askı Lokantası

 

Askı Lokantası

İsmail köyden kaçarak geldi bu memlekete. Hep anlatılan bu büyülü şehri merak ediyordu. Zaten köy onu boğuyor küçük geliyordu büyük şehre gelip güzel işler yapmaktı en büyük arzusu. Şeytanın bacağını bir şekilde kırdı ve geldi bu dünya gözbebeğine. Elinde avucunda olansa ancak bir iki günü geçirebilecek olduğu bir kaç mangırdı. Bu gün gezecekti şehri tanıyacak görecekti nerede olduğunu. Şehrin aklının yettiği taraflarında bir yandan tur atıyor diğer yandan da iş bakıyordu. Nihayet yoruldu ve bir lokantaya girdi. Selam verdi yemeklere baktı her biri ayrı güzeldi ama yerse yarın ne yapacaktı ki.

 

Bu tedirginlikle “Abi çorba” diyebildi kısık bir sesle.  Sesi ürkekti şehre gelmekle iyi mi yaptı kötü mü bunu anlamaya çalışıyordu. İlk gün olmasına rağmen ürkütmüştü bu kocaman şehir. Gelmişti bir kere ve bir şekilde kalmalıydı dönemezdi artık köyüne. Kafasında bin bir soru vardı.

 

Lokanta küçük bir esnaf lokantasıydı. Usta bu garip çocuğu tanımlamak için şöyle bir baktı ve yılların esnafı bir sıkıntısı olduğunu anladı. Günün bu saatinde fazla müşterisi olmadığı için çocuğun yemeğini verip masasına oturdu. “Evlat nerdensin burada ilk defa gördüm seni” dedi. Çocukta patlamaya hazır bir bomba telaşı ve ne yapacağını bilmemenin tedirginliği ile başından geçenleri anlattı. Usta hayret ve şaşkınlıkla dinledi köyden gelen bu garip çocuğu. Garip ama yürekli ve ateş parçası çocuğu. Garipliği bu koca şehirde kimseyi tanımamasından. Kanı da ısındı çocuk temiz yüzlü saf bir çocuktu. “Evlat istersen sana lokantanın bodrumunda yatacak bir yer ayarlarız. Burada da bana yardım edersin nasıl iyi olmaz mı?“dedi. Çocuğun heyecan ve korkusu bir anda yerini umuda bıraktı ve “olur” diyebildi. 

 

İsmail lokantaya geleli altı ay olmuştu. Çevredeki esnafların takdirini kazanmış tüm eşrafa kendini sevdirmişti. Ustası bu ateş parçasını gitgide daha da sevmeye kendinden ayırmamaya başlıyordu. Günler güzellik ve afiyetle geçerken bu esnaf lokantasına bir yabancı geldi. Yarım yamalak Türkçe’si ile bir yemek bana bir de askıya dedi. Orada bulunanlar askıya demesine bir anlam veremediler. Ve usta müşteriye askı meselesini sordu. Anlamak istiyordu ve merak ediyordu. Yabancı özür dileyerek anlatmaya başladı. Kendi memleketinden kalma bir alışkanlık olduğunu ve onların orada olan âdeti anlatmaya başladı. “Bizim oralarda bir kimse yemek yediğinde eğer cebinde fazla parası varsa bir fakir karnını doyursun diyerek bir yemek parası bırakırız parası olmayan birisi gelip bana askıdan bir yemek der ve yer gider” dedi ve kısaca askı meselesini anlattı. Orada bulunan müşteriler takdir ve gıpta ile orada bulunan yabancıya baktı. Kendi aralarında bunun üzerine konuşmaya başladılar. Yabancı yemeğini yiyip gitti ama İsmail içinde karşı konulamaz bir istek bırakarak gitti.

 

Orada bulunan müşteriler birer ikişer çıktılar ve o günkü yabancıyı ve konuşmalarını unuttular. İsmail ise günden güne içinde bu askı meselesini çevirdi durdu evirdi durdu yukarı aşağı bir aşk haline getirdi. Kimseye anlatmıyordu bu meseleyi ama her akşam yatağına uzandı mı değmeyin keyfine. Bir lokanta açıyor ardından çay ocağı çörekçi ne varsa gıda ile ilgili bir bir kocaman bir vakıf haline getiriyordu. Günler ilerliyor İsmail’in askı aşkı da ilerliyordu. Yaşı yirmiyi bulmuş artık lokantada usta olmuştu. Ustası artık dükkâna ara sıra geliyordu. Zaten ustasının evladı gibi olduğundan güven sorunu yoktu. Askerlik zamanı geldi çattı İsmail askere gitti geldiğinde ustası öleli beş ay olmuştu. Ustasının akrabaları ustanın vasiyeti üzerine bu küçük esnaf lokantasını İsmail’e bırakmıştı.

 

İsmail gelir gelmez lokantasını aldı ustasının büyük bir resmini hazırlayıp başköşeye yerleştirdi bir kaç ay bekledi düşüncelerini esnafa anlatmadan önce sonra yavaş yavaş bir kaç arkadaşına yıllar önce başlayan askı aşkını anlattı. Anlattı ama kimse onu umursamıyordu. Herkes ona enayi muamelesi yapıyor dalga geçiyorlardı. Artık İsmail usta demek yerine deli usta lakabı ile anılır olmuştu. Esnaf yıllardır tanıdıkları deli dedikleri bu adamdan yemek yemeği ihmal etmiyorlardı çünkü civarın en iyi ustası olmuştu.

 

Deli usta olalı bir seneyi aşmıştı ama askı aşkı yıllardır vardı. Etrafında bulunanlar onu bu maceradan vazgeçirmek istiyorlardı. İnsanların ikiyüzlü oluşundan kimsenin askıya yemek asmayacağından herkesin askıdan yiyeceklerinden den vurup duruyorlardı ama deli usta yapmakta kararlıydı. Gel zaman git zaman usta nihayet kafasında ki masrafı karşılayacak parayı biriktirdi. Dükkânı tadilata soktu ve kocaman bir tabela hazırlattı. Bu tabelada askı lokantası yazıyor altında da yemeğe parası olmayanların sipariş verirken askıdan demelerinin yeterli olduğu yazıyordu. Esnaf olmayacağını söylüyordu ama deli ustalarına da kıyamıyorlardı. Bu işin sonunu merak ediyor İsmail Usta’nın zarara uğramasından korkuyorlardı...

 

O gece gözüne uyku girmiyordu deli ustanın. Yıllarca hayalini kurduğu aşkına kavuşuyordu sabah. Nelere katlamıştı yıllarca keşke ustası da görseydi bu gününü acaba o ne derdi. Gerçi o yabancıdan sonra ustası başka bir adam olmuştu ama keşke görseydi be. . .

 

Beklenen sabah gelmişti artık ve açılışını yaptı deli usta askı lokantasının. Günler ilerlemeye başladı İsmail usta durumdan memnundu düşündüğü gibi gidiyordu işler ilk günler cebinden harcasa da askının masrafını sonra esnaf yetişti ve giderek parası olanlar birde askıya demeye başladı. Artık kimse ona deli usta demiyordu herkes pişman olmuştu ve günden güne İsmail ustanın ünü artıyordu kimileri inanmıyor onun insanları dolandırdığını düşünüyordu. Kimileri ise yardımcı olamaya çalışıyordu. Bir gün bir zengin geldi dükkâna ve askının bir senelik masraflarını karşılayacağını söyledi ve dediğini yaptı. İsmail usta yeni yerler açıyordu ve gitgide bu güzelliği yayıyordu. Bu gün elli yaşında olan bu deli usta kocaman bir aş vakfı kurmuş ülkeleri aşmıştı. Askı lokantası askı vakfı olup nice kimsesize kimse olmuştu. Bir gün askı lokantasına yolunuz düşerse bir de bana sipariş vermeyi unutmayın. . . Ben mi askı da olacağım. . .

 

                        ismailtorunu 

0
0
0
Yorum Yaz