19 12 2012

Tatlı Tatlı Ağlamak

O sabah gazete okuyordum birden bir isme gözüm takıldı. Bu isim, yıllar öncesini bir sel gibi gözlerimden taşırdı. Uzun zaman önceydi, onunla ilk karşılaşmam…   Ben her zaman oturduğum sahil şeridinde oturup çevremde beni dinleyenlere hayat hakkında bildiklerimi talim ederken o, uzaktan bakıyor bıyık altından gülümsüyordu. Kim olduğunu bilmemem beni ürkütmüyor; fakat belirsiz bir kuşkuya düşürüyordu. Uzuna yakın boyu incecik vücudu ile bir esas oğlan duruşu verirken; tebessümü ile saflığın, temizliğin abidesi olarak karşımda beliriyordu.   Peki kimdi bu gülümseyen delikanlı, neden gülümsüyordu? O zamanlar içinde bulunduğum ideal bir cemiyet vardı. Burada insanlara ders verir ve onların gelişmesi için çaba harcardim. Burada yoğun bir trafik vardı. Beni orada gördüğü ihtimalini şöylece geçiverdim aklımdan. Fakat görse bile nasıl bu kadar iyi tanıyordu? Yanıma yaklaştı ve “ben seni tanıyorum” dedi. Şaşırdım. Ekledi adın “İsmail” dondum. Ama hala anlam veremiyordum. Öncelerden başıma aldığım işlerden desem, bilmiyorum. Acayip duygular ve kargaşa birazda sinirle kimsin sen dedim beni nereden tanıyorsun. O ise biraz mucip bir bakış ve tavırla “daha bitmedi” dedi “sen şuralara da gidiyorsun değil mi?” dedi “evet” dedim. Konuştukça benim ben hakkımda unuttuğum bir çok şeyi bildiğini gördüm ve ürpertim arttı. O ise bundan sadistçe zevk alıyor zekasını göstermenin mutluluğu ile gülümsüyordu. Ben ise şaşırma, korku, tedirginlik ve buna benzer bir duygu seli yaşıyordum. Onu ilk gördüğüm an ve yer burasıydı.   Bu olay üzerine fazla düşünmedim. Ama ne zaman dalgalı saçlı biri geçse o da biliyor mu gibi ... Devamı

10 03 2012

Eşeğe Nasıl Bineceksiniz?

  “Nasrettin Hoca camide vaazını bitirip evine dönmek üzere eşeğine binmiş. Bir ara bakmış ki cemaatin bir bölümü arkasından geliyor, hemen eşekten inip ters binmiş. Cemaatten kimileri nedenini merak edip sorunca Nasrettin Hoca şu yanıtı vermiş;   -Siz önden gitseniz bana arkanızı dönmüş olursunuz ki hiç yakışık almaz. Yok, ben önden gitsem, bu kez de ben size arkamı dönmüş olacağım ki bu da ayıp olur. Oysa gördüğünüz gibi eşeğe ters binince ben önden siz arkadan gitmiş oluyorsunuz. Böylece yüz yüze oluyoruz. Ben, bana saygısızlık yapılmasını da, saygısızlık yapmayı da hiç sevmem...!”   Toplumumuzun bu günlerde en ihtiyacı olan kavramı sanırım “saygı” dır. Bundan seneler evvel hoca bizlere bunu kendine has uslubu ile anlatmış. Bir makama sahip olanların, en fazla düştükleri hatalardan biri olan kendini üstün görmenin ne kadar acı bir şey olduğunu anlatmış hoca. Buraya kadar anlatılan ilk bakış acısıdır. Şimdi biz kendi anladığımız şekli ile başka bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Oda hocanın sözlerinde gizlidir.   Yukarıda okuduğunuz parçada ilk bakışta çok basit gelen bu hikayede hoca sanıldığının aksine bizlere çok önemli ayrıntılar veriyor. Neden bizlere ters gelen bir davranışı yaptığı sorulduğunda verdiği cevap çok incedir. “Siz önden gitseniz bana saygısızlıktır” derken aslında ilmin önünden gidilmezi vurguluyor. Çünkü orada Hocanın görevi önderliktir. Bu önderliği ise onlardan bazı konularda daha iyi bilmesinde gizlidir. Onlardan önde olması topluma yön vermesi içindir. Bu sebepten toplum ona saygı göstermelidir. Fakat burada saygı kişiye değil bilgiyedir. Bu cevapla onlara bilginin önüne geçmeyin demiştir... Devamı

16 02 2012

Ya Tutarsa

  Ya Tutarsa Uzun zamandır süregelen bir bilgiyi tartışmaya cesaret edemezler. Başka bir gözle bakma sanki o bilgiye hakaret etmek gibidir. Bu bakış acısı yüzünden nice değerimiz olduğundan farklı anlaşılmış gelişim sürecimiz engellenmiştir. Bilinçli yâda bilinçsiz olarak ortaya çıkan bu durum Nasrettin hocanın fıkra olarak anlatılan anekdotlarının da başına gelmiştir. Bu yazı dizisinden maksadım şudur; bilenene değişik bir gözle bakmak ve ortaya nasıl bir sonuç çıktığını gözlemlemektir. Bilindiği gibi Hoca Nasrettin’in fıkraları deyimler olmuş, kulaktan kulağa bu millete mal edilmiştir. Şimdi onu değişik bir gözle inceleyeceğiz. Duyduğum birçok hikâyesinin birden fazla anlamı olan bu kişi çok ciddi bir toplum bilimcidir. Ulaştığım tüm çalışmalarına bu gözle bakmayı düşünüyorum ne kadar başarılı olacağım ise sizlerin takdiridir. Her olayında birden fazla ders vardır. Kültürel anlamda bizlerin geliştirmek isteyen Hoca’nın şimdi en bilindik eserlerinden biri olan “göle maya çalmak” meselesi üzerinde durmak istiyorum. Ya tutarsa demiş ve bitirmiştir hoca bizlerse bu kelimesi ile başlayalım istedik. Burada hem toplumun hurafelerine bir gönderme vardır hem de olmayacak işlerin peşinde saçmalamamak gerektiği vurgulanmaktadır. Hurafelere örnek verecek olursak, bunlar zor durumda kaldığımızda bir kurtarıcı bekleme alışkanlığında olan bizleri uyandırmak için atılan tokat mahiyetindedir. Bizler sorumluluklarından kaçan insanlarız ve bu durum içinde bulunduğumuz anın sebebidir. Şikâyet ettiğimiz ne varsa bilinmelidir ki bu yayvanlığımızdan kaynaklıdır. Yayvan kelimesini bilerek kullanıyorum. Yayvan yayvan yatıyoruz ve utanmadan ümit ediyoruz. Şans oyunları müptelası olmuş bir toplum haline geldik. Sebep olan durum i... Devamı

25 01 2012

Değil Zor

  Değil Zor   Anlatmak kolay lakin anlamak zor, varlığın âlemdir, Seni bilmek değil yaşamak zor, yaşamak gayemdir!   Kıymetini anlatmak değil zor, sen kâinata eşsin, Ayı bölmek değil güneş olmak zor, sen güneşsin!   Nurunu görmek değil idrak etmek zor, sen nursun, Kâinata dönmek değil zor, sen yoksan ada dursun!   Gülü sevmek değil koklamak zor, sen âlemin gülüsün! Gülün gülmesi değil zor, sen gülümse âlem gülsün!   Âlemde başka koku almak zor,  kokun güldür, O kokusuz yaşamak zor, sensizlik ölümdür!   Cehli yıkmak değil zor, sen varsan içimizde her an, Ehli olmak değil zor, sen olursan elimizden tutan!   Okumak değil akletmek zor, elimizde olsa da Kuran, Olursan değil anlamak zor, varırız hedefe biz o zaman…   ismailtorunu Devamı

25 01 2012

Askı Lokantası

  Askı Lokantası İsmail köyden kaçarak geldi bu memlekete. Hep anlatılan bu büyülü şehri merak ediyordu. Zaten köy onu boğuyor küçük geliyordu büyük şehre gelip güzel işler yapmaktı en büyük arzusu. Şeytanın bacağını bir şekilde kırdı ve geldi bu dünya gözbebeğine. Elinde avucunda olansa ancak bir iki günü geçirebilecek olduğu bir kaç mangırdı. Bu gün gezecekti şehri tanıyacak görecekti nerede olduğunu. Şehrin aklının yettiği taraflarında bir yandan tur atıyor diğer yandan da iş bakıyordu. Nihayet yoruldu ve bir lokantaya girdi. Selam verdi yemeklere baktı her biri ayrı güzeldi ama yerse yarın ne yapacaktı ki.   Bu tedirginlikle “Abi çorba” diyebildi kısık bir sesle.  Sesi ürkekti şehre gelmekle iyi mi yaptı kötü mü bunu anlamaya çalışıyordu. İlk gün olmasına rağmen ürkütmüştü bu kocaman şehir. Gelmişti bir kere ve bir şekilde kalmalıydı dönemezdi artık köyüne. Kafasında bin bir soru vardı.   Lokanta küçük bir esnaf lokantasıydı. Usta bu garip çocuğu tanımlamak için şöyle bir baktı ve yılların esnafı bir sıkıntısı olduğunu anladı. Günün bu saatinde fazla müşterisi olmadığı için çocuğun yemeğini verip masasına oturdu. “Evlat nerdensin burada ilk defa gördüm seni” dedi. Çocukta patlamaya hazır bir bomba telaşı ve ne yapacağını bilmemenin tedirginliği ile başından geçenleri anlattı. Usta hayret ve şaşkınlıkla dinledi köyden gelen bu garip çocuğu. Garip ama yürekli ve ateş parçası çocuğu. Garipliği bu koca şehirde kimseyi tanımamasından. Kanı da ısındı çocuk temiz yüzlü saf bir çocuktu. “Evlat istersen sana lokantanın bodrumunda yatacak bir yer ayarlarız. Bura... Devamı